Niye Doktor Oldun?
Geçenlerde karşıma bir reklam çıktı.
Doktorlara sesleniyordu:
“Siz doktorsunuz, pazarlamacı değil.”
Ardından doktorların dijital dünyadaki görünürlüğünü artırmaktan, daha fazla hastaya ulaşmalarını sağlamaktan ve “kaç yeni hasta kazandırıldığını” rakamlarla göstermekten söz ediyordu.
Reklama uzun uzun baktım.
Aslında doğru söylüyordu:
Siz doktorsunuz, pazarlamacı değil.
Ama benim sorum biraz daha geriden başlıyor.
Bir insan neden doktor olur? Doktorun önceliği hayat kurtarmak değil mi?
Doktorluk Bir Unvan mıdır, Bir Sorumluluk mu?
Bir çocuk büyür. Ailesiyle geleceği konuşulur. Hangi üniversiteye gideceği, hangi mesleği seçeceği düşünülür.
Doktorluk da seçeneklerden biridir.
İyi bir meslek. Saygın bir meslek. Güçlü bir unvan. Ekonomik gelecek. Toplumsal statü. Prestij.
Ve karar verilir:
Doktor olacak. Evet ben doktor olacağım.
Peki neden?
Doktor unvanına sahip olmak için mi?
Prestij için mi?
İyi bir gelecek için mi?
Yoksa hastalıkları teşhis etmek, insanları tedavi etmek ve gerektiğinde hayat kurtarmak için mi?
Çünkü doktor olmak yalnızca kişinin kendisini ve ailesini ilgilendiren bir kariyer tercihi değildir.
Doktorluk, toplumla yapılmış çok büyük bir sözleşmedir.
Karşınızda hastalanan insanlar vardır.
Teşhis bekleyen insanlar vardır.
Tedavi bekleyen insanlar vardır.
32 yılda onlarca hekimle çalıştım.
Ateş Abi vardı mesela. Ateş Sağcan. Müthiş bir cerrahtı.
Eşi bir gün bana şöyle demişti:
“Ateş, ameliyatlarda elleri daha pratik olsun diye akşamları evde örgü örer Şafak Hanım.”
Hiç unutmadım.
Çünkü bazı insanların hayatı sizin bilginize, dikkatinize, elinizin becerisine bağlıdır.
Doktorluk böyle bir sorumluluktur.
Ben doktora tam da bunun için ihtiyaç duyuyorum.
Hayatı sizin bilginize bağlı insanlar vardır.
O halde doktor unvanının sağladığı itibar kadar, o unvanın getirdiği sorumluluğu da üstlenmek de sorumluluktur.
Doktor unvanına sahip olmayı istemek bir tercihtir.
Peki Doktorluğu Kim Yapacak?
Yıllardır Türkiye’de güzellik, estetik ve sağlık alanlarının sınırları tartışılıyor.
Dermatologlar ve plastik cerrahlar tarafından güzellik ve estetik alanındaki çeşitli uygulamaların başka meslek mensuplarınca yapılmasına karşı davalar açıldı, hukuki mücadeleler yürütüldü.
Yıllardır aynı tabloyla karşı karşıyayız:
Cilt bakımını ben yapacağım.
Lazeri ben kullanacağım.
Epilasyonu ben yapacağım.
Zayıflama ve bölgesel incelme cihazlarını ben kullanacağım.
Dolguyu ben yapacağım.
Botoksu ben yapacağım.
Medikal estetik uygulamalarını ben yapacağım.
Peki…
Doktorluğu kim yapacak?
Benim asıl sorum bu.
Çünkü bir mesleğin bir işi kendi yetki alanına almak istemesiyle, o hizmeti bütün ülkeye fiilen verebilmesi aynı şey değildir.
Türkiye yaklaşık 86 milyon insanın yaşadığı bir ülke.
Bir ülkenin gerçek sağlık insan gücünü hesaplarken yalnızca kâğıt üzerindeki meslek mensubu sayısına bakamazsınız.
İnsanlar makine değildir.
Yıllık izin vardır. Hastalık vardır. Doğum vardır. Askerlik vardır. Yaşlılık vardır. Emeklilik vardır. Nöbet vardır. Çalışma saatleri vardır. Fiilen hasta bakmayanlar vardır. Akademide, yönetimde veya başka alanlarda çalışanlar vardır.
Dolayısıyla bir mesleğin kâğıt üzerindeki toplam sayısıyla ülkeye fiilen verebileceği hizmet kapasitesi aynı değildir.
Sonra bir de hayatın kendisi var.
Milyonlarca kadının talep ettiği lazer epilasyonu düşünelim.
Bütün bu insanların lazer epilasyonunu dermatologlar ve plastik cerrahlar mı yapacak?
Gerçekten yapacaklar mı?
Yapabilirler mi?
Üstelik mahremiyet nedeniyle kadın uygulayıcı tercih eden insanları da düşünün.
Bir erkek dermatolog veya erkek plastik cerrah, kadınların tamamının lazer epilasyonunu mu yapacak?
Elbette mesele kadın ya da erkek hekimin mesleki yeterliliği değildir. Mesele, 86 milyonluk bir ülkenin gündelik hizmet ihtiyacının gerçek hayatta nasıl karşılanacağıdır.
Bir işi başka mesleklerin yapmasını engelleyerek kendi alanınıza almak başka şeydir.
O işi gerçekten yapabilmek başka şey.
Estetisyen Varken Her İşi Hekim Neden Yapsın?
Bu ülkede estetisyen var.
Teknik eğitim almış insanlar var.
Cihaz kullanımı konusunda yetişmiş meslek mensupları var.
Medikal estetik alanında yıllarca çalışmış hekimler var.
Dermatolog var.
Plastik cerrah var.
Hepsinin eğitimi farklı.
Bilgisi farklı.
Sorumluluğu farklı.
Yetkinliği farklı.
Zaten farklı olmalı.
Çözüm bunların tamamını aynı işi yapmaya zorlamak ya da birinin varlığını diğerinin alanını ortadan kaldırmak için kullanmak değildir.
Doğru soru şudur:
Hangi işlem gerçekten hekimlik gerektirir?
Hangisi mutlaka uzman hekim tarafından yapılmalıdır?
Hangisi hekim gözetiminde yapılabilir?
Hangisi gerekli mesleki eğitimi almış başka bir meslek mensubu tarafından güvenli biçimde gerçekleştirilebilir?
Hangi durumda hasta mutlaka hekime yönlendirilmelidir?
Bunları birbirinden ayırmak zorundayız.
Çünkü bir dermatoloğun yıllarca aldığı tıp ve uzmanlık eğitimiyle bir estetisyenin aldığı mesleki eğitim aynı değildir.
Ama bundan, estetisyenin mesleğinin yok sayılması gerektiği sonucu da çıkmaz.
Tam tersine.
Her birini aldığı eğitime, sahip olduğu yetkinliğe ve taşıdığı sorumluluğa uygun yerde kullanmak gerekir.
Bir estetisyenin yapabileceği işi dermatoloğa yaptırıyorsanız, dermatoloğun zamanını tüketiyorsunuz.
Bir teknisyenin gerekli eğitimle kullanabileceği cihazın başına uzman hekimi oturtuyorsanız, yıllarca verilmiş tıp eğitimini başka bir yerde kullanıyorsunuz.
Benim ise o hekime başka bir yerde ihtiyacım var.
Peki benim Kolumdaki Yarayı Kim Tedavi Edecek?
Ben bu alana bir meslek kavgası yapmak için girmedim.
Yüzümde yoğun akne ve derin izler vardı. Bunlarla baş edemiyordum.
Çözüm ararken estetisyenlikle tanıştım.
Sivilcelerimden kurtuldum. Yüzümde iz kalmadı.
Benim 32 yıllık hikâyem de burada başladı.
Yıllar önce yüzümdeki sorun beni bu mesleğe götürmüştü.
Yıllar sonra ise kolumdaki yara beni başka bir sorunun karşısına çıkardı.
İyi üretilmemiş bir metal bileziğin temas ettiği yerde başlayan alerjik reaksiyon, zamanla koluma yayıldı. Yıllardır geçmeyen bir yaraya dönüştü.
Gitmediğim doktor kalmadı.
Yıllardır aynı şeyi soruyorum:
Benim kolumdaki yara neden geçmiyor?
Ben doktordan buharla yüzüme cilt bakımı yapmasını istemiyorum.
Ben doktordan epilasyonun hiçbir türünü istemiyorum.
Ben doktordan selülit masaj cihazını bana uygulamasını istemiyorum.
Ben kolumdaki hastalığın teşhis ve tedavisini istiyorum.
Neden iyileşmediğini anlamasını istiyorum.
Her şey mi psikolojik?
Çünkü bunu estetisyen yapamaz.
Teknisyen yapamaz.
Cilt bakım uzmanı yapamaz.
Bu nedenle doktora gittim.
Bunun için doktor var.
O halde benim de sormaya hakkım var:
Yalnız sizin yapabileceğiniz işleri yapmayacaksanız, başkalarının yapabileceği işleri neden yalnız kendinize istiyorsunuz?

Niye Doktor Oldun?
Ankara, 2009. Kar yağıyordu, güneş vardı. Herkes gidiyordu.
Avukat T.A. uzaktan, “Hadi, gidiyoruz,” diye seslendi.
Yanıt vermedim.
Yanıma geldi.
“Ben gelmiyorum,” dedim.
Ama benim için çoktan bunun ötesine geçmişti.
İlk bakışta mesele binlerce insanın emeği, işi, yatırımı ve geleceğiydi. Ama benim için çoktan bunun ötesine geçmişti.
Mesele Türkiye’nin geleceğiydi.
Bu Soruyu 2009’da da Sordum
Ben bu soruları bugün karşıma çıkan bir reklam nedeniyle sormaya başlamadım.
Yıl 2009.
Dönemin Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın karşısındayım.
Ve ona kendi kolumu göstererek soruyorum:
“Benim kolumdaki yara neden geçmiyor?”
Ben orada yalnızca kendi kolumdaki yarayı anlatmıyordum.
Bir ülkenin hekimini nasıl yetiştirdiğini sorguluyordum.
Dünyada deri dokusunun iyileştirilmesi ve onarılmasında kullanılan çok gelişmiş lazer teknolojileri bulunduğunu anlatıyordum.
Dünya bu konuda çok başarılı, diyordum.
Hekimler devlet denetiminde maddi ve manevi desteklerle eğitilmeli, diye dile getirdim.
Üstelik bu eğitim kişilerin kendi çabalarına bırakılmamalı.
Devlet nezdinde eğitilmeli.
Dünyadaki gelişmeler takip edilmeli.
Deriyle, dokuyla, iyileşmeyle ilgili yeni teknolojiler araştırılmalı.
Hekimler bunları öğrenmeli.
Yeni cihazların yalnızca estetik amaçlarla değil, iyileştirici ve doku onarıcı özelliklerinden de yararlanılmalı.
Ve bir şey daha söylüyordum:
Bu cihazlar Türkiye’de de üretilmeli.
Neden yalnızca dışarıdan alıyoruz?
Neden teknolojiyi geliştiren ülke biz olmayalım?
Neden hekimimiz bilgiyi üreten, sanayimiz teknolojiyi geliştiren tarafta olmasın?
Ben 2009 yılında aslında birbirine bağlı dört şey söylüyordum:
Bilgiyi takip edelim.
Hekimi eğitelim.
Teknolojiyi geliştirelim.
Türkiye’de üretelim.
Dünyanın bu konuda çok başarılı olduğunu söylediğimde Recep Akdağ’ın bana verdiği cevap ise şuydu:
“Dünya bizi ilgilendirmiyor.”
Ve beni susturdu.
Ben Doktoru Uzaklaştırmayı Değil, Daha İleriye Taşımayı Söylüyordum
Aradaki fark tam burada.
Ben 2009’da hekime başka mesleklerin işini verelim demiyordum.
Tam tersini söylüyordum.
Hekimi daha ileri hekimlikle buluşturalım, diyordum.
Dünyadaki yeni tedavileri öğretelim.
Doku onarımındaki gelişmeleri öğretelim.
Lazer teknolojisini yalnızca güzellik ve estetik üzerinden değerlendirmeyelim.
Hastalığın tedavisinde nasıl kullanılacağının öğrenilmesi gerekiyor.
‘Yatırım yapılmadan bir muayenehane odası, bir bekleme salonu, bir diploma ile olmuyor işte, olmaz da.’ dedim.
Hekim tedavi etsin.
Türkiye üretsin.
Ve diğer meslekleri de kendi eğitimleri doğrultusunda güçlendirelim.
Aradan yıllar geçti.
Bugün karşıma çıkan reklam ise doktorlara şunu söylüyor:
“Siz doktorsunuz, pazarlamacı değil.”
Ne kadar tuhaf değil mi?
2009’da ben “doktoru yeni tedavi teknolojileri konusunda eğitelim” diyordum.
Bugün doktorun dijital dünyada nasıl daha görünür olacağını, nasıl daha fazla hasta “kazanacağını”, estetik pazarındaki payını ve pazarlamasını konuşuyoruz.
O yüzden o reklama baktığımda benim gördüğüm yalnızca bir reklam değildi.
Ben yıllardır sorduğum soruyu gördüm:
Doktor nerede?
Kimin Hakkını Savunuyorum?
Burada bir şeyi çok açık söylemek gerekiyor.
Estetisyen hakkını savunurken dermatoloğun hakkını elinden mi alınıyor.?
Dermatoloğun da hakkını savunuyorum.
Plastik cerrahın da.
Medikal estetik alanında yıllarını vermiş hekimin de.
Estetisyenin de.
Teknik meslek mensubunun da.
Ve hepsinden önemlisi:
Hastanın da.
Çünkü hak, bir mesleğin diğer mesleğin varlık alanını ortadan kaldırması değildir.
Hak; eğitimin, emeğin, uzmanlığın, yetkinliğin ve sorumluluğun karşılığının doğru tanımlanmasıdır.
Dermatolog dermatolog olarak değerlidir.
Plastik cerrah plastik cerrah olarak değerlidir.
Medikal estetik alanında yetişmiş hekim kendi eğitimi ve deneyimiyle değerlidir.
Estetisyen kendi mesleğiyle değerlidir.
Teknik personel kendi eğitimiyle değerlidir.
Bunların birbirinin yerine geçirilmesine gerek yok.
Birbirlerini tamamlayabilirler.
Bunun yolu meslekleri birbirine karşı korumak adına diğerini ortadan kaldırmak değil; eğitimi, yetkiyi, sorumluluğu, denetimi ve gerektiğinde sevk sistemini doğru kurmaktır.
Çünkü Bundan Sonraki Türkiye’yi Konuşmamız Gerekiyor
Bütün bunları geçmişte kimin haklı, kimin haksız olduğunu ilan etmek için yazmıyorum.
Önümüzde çok daha büyük bir mesele var.
Bundan sonraki Türkiye.
Türkiye’nin sağlıkta yetişmiş insan gücüne ihtiyacı var.
Dermatoloğa ihtiyacı var.
Plastik cerraha ihtiyacı var.
Medikal estetik alanındaki birikime ihtiyacı var.
Ama önce estetisyenin kim olduğunu doğru tarif etmek gerekiyor.
Estetisyen hiçbir zaman manikürcü olmadı. Manikür, sir ve benzeri uygulamalar kuaförlüğü tamamlayan işlerdi. Katıldığım estetisyenlik eğitimlerinde bunların hiçbiri yoktu. Zaten olsaydı o eğitimi almaz, yıllarımı bu mesleğe adamazdım.
Çünkü benim estetisyenliği seçmemin nedeni önceleri bambaşkaydı.
Benim yüzümde ergenliğimde başlayan yoğun akne ve derin izler vardı. Ve ben bunlarla baş edemiyordum.
Önce kendi sorunumun cevabını aradım.
32 yıllık hikâye de burada başladı. Sivilcelerimden kurtuldum. Yüzümde iz kalmadı ama bugüne kadar bunun bedelini hem ben hem Türkiye ödedi.
Yeni teknolojileri dünya standartlarında bilene ihtiyaç var.
Üreten sanayiye ihtiyacı var.
Dünyadaki gelişmeleri izleyen, onları Türkiye’ye taşıyan ve daha iyisini üretmeye çalışan, yatırıma hevesli insanlara ihtiyacı var.
Ve bütün bunların önünü açacak bir devlete ihtiyacı var.
Çünkü bir ülke yetiştirdiği insanları birbirleriyle mücadele ettirerek büyümez.
Bilgiyi doğru yere, emeği doğru yere, yetkinliği doğru yere koyarak büyür.
Hekimi hekimlikte güçlendirirsiniz.
Estetisyeni kendi mesleğinde güçlendirirsiniz.
Teknik insanı eğitirsiniz.
Üniversiteye araştırma yaptırırsınız.
Sanayiciye üretim yaptırırsınız.
Devlet standardını koyar ve denetler ama kimin nasıl yön verdiği çok önemli. Asıl çıkış burası…
Hasta da bütün bu sistemin ortasında kimin ne yapacağını bilen, güvenli ve nitelikli hizmet alan insan olur.
İşte yıllardır anlatmaya çalıştığım şey bu.
Ben doktorun karşısında değilim.
Estetisyenin yanında olup dermatoloğun karşısına da geçmiyorum.
Ben her mesleğin kendi bilgisinin, emeğinin ve eğitiminin hakkını almasının yanında duruyorum.
Çünkü artık mesele kimin hangi alanı ele geçireceği değildir.
Mesele Türkiye’nin bundan sonra ne yapacağıdır.
Ve bunun için belki de önce en basit soruya yeniden dönmemiz gerekiyor:
Niye Doktor Oldun?
Şafak SOL
Şafak SOL 
