ŞAFAK SOL GÜNCEL
Menü

Bizi Takip Edin

Anasayfa / Modern Türkiye / Bir Poliklinik Kaç Hekimle Çalışmalıdır?

Bir Poliklinik Kaç Hekimle Çalışmalıdır?

Şafak SOL 05 Eylül 2026 0 Yorum 33 Okunma
Bir Poliklinik Kaç Hekimle Çalışmalıdır?

Bir poliklinik kaç hekimle çalışır?

Bir poliklinik kaç hekimle çalışmalıdır?

Türkiye’de sağlık alanındaki düzenlemeler yalnızca sağlık hizmetinin nasıl verileceğini belirlemez. Bir düzenleme; hastanın güvenliğini, hekimin çalışma koşullarını, sağlık kuruluşunun hizmet sürekliliğini ve işletmenin geleceğini de doğrudan etkiler.

Bu nedenle bir sağlık kuruluşunun yapısını yalnızca ruhsat şartları veya asgari personel sayıları üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Asıl mesele, kurulan sistemin günlük hayatın gerçekleri içerisinde güvenli, sürdürülebilir ve kesintisiz biçimde işleyip işlemediğidir.

Bir poliklinik kaç hekimle çalışmalıdır? açısından bakıldığında bunun en temel unsurlarından biri hekim sayısıdır.

Bir poliklinik kaç hekimle çalışmalıdır? Bu soru ilk bakışta yalnızca mevzuatla cevaplanabilecek teknik bir soru gibi görünebilir. Oysa konu bundan çok daha geniştir.

Bir sağlık kuruluşunda hasta kabulünün başladığı andan hizmetin sona erdiği saate kadar tıbbi sorumluluğun devamlılığı gerekir. Hekimin hastalanması, izin kullanması, acil bir nedenle kuruluşta bulunamaması veya günlük çalışma süresinin sona ermesi, sağlık kuruluşunun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Burada ilk düşünülmesi gereken polikliniğe gelmek için büyük çaba sarf eden insanın beklentisi, güvenliğidir.

Hasta, kapısından içeri girdiği kuruluşun kendi çalışma düzenini nasıl kurduğunu bilmek zorunda değildir. Kaç hekim çalıştığını, nöbet veya izin planının nasıl yapıldığını, mesul müdürün hangi saatlerde kuruluşta bulunduğunu takip etmek de görevi değildir.

Her sağlık kuruluşuna güvenilerek gidilir. Bu anlaşmanın yazılı metni yoktur.

Bu güvenin karşılığında sistemin görevi, sağlık hizmetinin kişilerin günlük koşullarına bağlı kalmadan sürdürülebilmesini sağlamaktır.

İkinci mesele hekimin güvenliğidir.

Bir hekimin hem hastalarını takip etmesi hem kuruluş içerisindeki tıbbi sorumlulukları yerine getirmesi hem de idari yükümlülükleri taşıması söz konusu olduğunda sistemin bütün yükünün tek kişinin üzerinde toplanıp toplanmadığı sorgulanmalıdır.

Çünkü sağlık hizmetinde güvenlik yalnız hastayı koruyarak sağlanamaz. Sağlık hizmetini veren insanın çalışma koşullarının da güvenli ve sürdürülebilir olması gerekir.

Üçüncü mesele ise çoğu zaman gözden kaçırılan sağlık kuruluşunun tam güvenliğidir.

Bir poliklinik yalnızca bir ruhsattan ibaret değildir. İçinde çalışan insanlar, yapılan yatırımlar, kira ve personel giderleri, cihazlar, vergiler, hastalara verilen randevular ve yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerle yaşayan bir yapıdır.

Bu yapının bütün faaliyetinin tek bir kişinin varlığına bağlanması, işletme açısından da önemli bir risk yaratır.

Bir kişinin hastalanmasıyla, izin kullanmasıyla veya herhangi bir nedenle çalışamamasıyla sistemin tamamı aksıyorsa, burada yalnız personel sayısını değil, kurulan sistemin dayanıklılığını tartışmak gerekir.

Sağlık yönetiminde önemli olan yalnızca bir kuruluşun kapısını açabilmesini sağlamak değildir.

O kapının güvenli biçimde açık kalmasını sağlayacak düzeni de kurmaktır.

Sabah henüz başlamıştır, odalar hazırlanmış, çalışanlar birer birer yerlerini almış, randevular ekrandadır. Her zamanki gibi bir gün olacak, belki de olmayacaktır.

Hayat bazen insanın önüne büyük meselelerle çıkmaz. Bir sabah bir çocuğun yükselen ateşi yeter.

Hekim bir hastanede çalışıyor olsaydı telefonunu eline alacaktı. Durumu bildirecek, izin isteyecek, gerekiyorsa raporunu alacak ya da kalan yıllık izninden bir gün kullanacaktı. Hastanenin kapıları kapanmayacaktı. Koridorlardan insanlar geçecek, odalardan birinde başka bir hekim hastasını çağıracak, telefonlar çalacak, sedyeler ilerleyecekti.

Bir hekim o gün orada eksik olacaktı ki bu bile sorun. Ama hastane çalışmaya devam edecekti.

Aynı sabah tek hekimin çalıştığı özel bir poliklinikte oldukça sert yaşanır.

Telefon çalar.

— Doktor bugün gelemeyecek. İlk hasta aslında çoktan kapıdadır.

İnsanlar tek tek aranır.

Ardından ikincisi.

Sonra üçüncüsü.

— Bugünkü randevunuzu ertelememiz gerekiyor.

Bazıları anlayışla karşılar.

Kimi başka bir gün için randevu alır.

Birinin o gün için işinden izin aldığı anlaşılır.

Belki biri Tokat’tan gelmiştir.

Biri İstanbul’dan.

Bir başkası Amerika’dan.

Belki de biri yalnızca üst kattan inecektir.

Ne fark eder?

Her biri o gün, o saatte, o kapının açık olacağına güvenerek kendi hayatından bir zaman ayırmıştır.

Sabah erkenden çalışmak için açılan milyarlarca liralık teknolojik cihazlar yeniden kapatılır.

Doktor odası boş kalır.

Hasta odaları da…

Saat ilerler.

Öğle olur.

Akşam olur.

Belki ertesi sabah hekim hâlâ gelemeyecektir.

Çocuğun ateşi düşmemiş olabilir.

Ya da bu kez mesele bir çocuk değildir.

Hekimin kendisi hastalanmıştır.

Başka bir gün yıllık iznini kullanacaktır. Bir gün eşi doğum yapacaktır. Hekim kadınsa kendisi doğum iznine ayrılacaktır. Annesinin ya da babasının yanında bulunması gerekebilir.

Bazen bunların hiçbiri olmaz.

Öğle saati gelir.

Yalnızca acıkmıştır.

Yemeğe çıkacaktır.

Çünkü beyaz önlüğün içindeki insanın hayatı, kapının üzerinde “poliklinik” yazdığı anda sona ermez.

Kapının öteki tarafında da hayat devam eder.

Sabah işe gelmiş çalışanların hayatı.

Randevusunu o güne göre düzenlemiş hastaların hayatı.

Ay sonunda ödenecek maaşlar.

Kira.

Vergi.

Bir gün böyle geçebilir.

İkinci gün de.

İnsan çalışırken yorulur.

Çalışamadığında ise başka türlü yorulur.

Önce beklemek huzursuz eder. Sonra yapılacak işler azalır. Boş geçen saatler uzar. Bir süre sonra çalışmadan geçirilen zaman, fark edilmeden günün alışılmış parçalarından birine dönüşebilir.

Şalteri kapatılan cihazlar sessizdir.

Boş kalan odalar da.

Ama o sessizliğin bir faturası vardır.

Randevusu ertelenen hastanın zamanına düşer biraz.

Çalışanın huzuru, motivasyonu değişir. Bazen giderek artan onarılmaz personel sorunları doğar.

Oysa bütün bunların başlangıcında hayatın son derece sıradan bir hâli vardır.

Bir çocuğun ateşi yükselmiştir.

Hekim yıllık iznini kullanacak.

Hastalanabilir de hekim.

Doğum iznine de ayrılması gerekebilir. Öyle ya, “doğuracaksan filan, işe başlama doktor hanım” kime denir ki…

Öğle yemeği, banka işleri.

İşinden çıkar, çocuğunu okuldan alır, evine uğrar; kimi zaman ancak akşam saatlerinde kendi sağlığı için ayırabileceği zamanı bulur.

Bunların hangisinde bir yanlış vardır?

Hiçbirinde.

Soru şu: Peki ortaya çıkan faturayı kim ödeyecek?

Hasta mı?

Çalışanlar mı?

Hekim mi?

Devlet mi?

Devlet neden özel bir polikliniğin kapısının açık kalmasının yükünü taşısın ki?

Özel kurum nasıl ödeyecek peki?

Oysa tüm bu yaşananların faturasının kime kesileceği sorusu çok daha önce soruldu.

Soru şu: Bir sağlık polikliniğinin kapısını güvenle açabildiği yılları hangi ölçü belirler?

 

Şafak SOL Hakkında

Şafak SOL poliklinik faaliyetlerinin iki hekim olmadan sürdürülmesinin mümkün olmadığı ve ikinci hekim konusu üzerine çalışmalarını uzun yıllar Sağlık Bakanlığı nezdinde maddi manevi bizzat yürütmüş; tek tek bireysel davalar yolu yerine, bu önemli problemin tüm poliklinikler için ortak bir düzenlemeyle çözülmesi gerektiğini savunmuştur. 2023 yılında ikinci hekim uygulamasına ilişkin yazı 81 İl Valiliğine gönderilmiştir.

Yazıyı Paylaş:

Şafak Sol Türkiye’de sağlık ve estetiği bütünleşik bir yaklaşımla ele alan öncü bir çalışma modeli geliştiren Şafak Sol, uluslararası siyaset bilimcidir. 2003 yılından itibaren sağlık turizmi, kamu yönetimi gelenekleri ve millî değerler ekseninde sunduğu politika önerileri stratejik bir nitelik kazanarak ilgili devlet politikalarının şekillenmesine katkı sağlamıştır. Kırk yıla yaklaşan mesleki birikimini kurucusu olduğu SafakSolAcademi bünyesindeki Açık Zihin projesiyle geniş kitlelere aktaran Sol, aynı zamanda uluslararası ölçekte faaliyet gösteren SHAFAK JEWELLERY markasının kurucusudur.

Bir Yorum Bırakın

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız