Devlet Geleneği ve Türkiye’nin Jeopolitiği: Her düşüncenin bir başlangıcı vardır.
Benim tarih, memleket, millet ve dünya siyasetine duyduğum merakın başlangıcı ise çocukluğumun İzmir’inde saklıydı. Bu yazının ilk taslağı 28 Şubat 2022 tarihinde kaleme alındı.
Meraklı bir kız çocuğuydum.
Kreş yıllarımdan itibaren her gün önünden geçtiğim NATO üssünün üzerinde büyük harflerle yazılmış “NATO” kelimesini okur, içeri girip çıkan yabancı askerleri, ailelerini ve çocuklarını dikkatle izlerdim. Üniformaları bana biraz ürkütücü gelirdi. Buna karşılık yaşadıkları düzen, oturdukları lojmanlar ve günlük yaşamları çocuk gözümle bana bambaşka bir dünyayı çağrıştırırdı.
O yıllarda ailemle birlikte Çeşme’de yaşıyorduk. Günlük hayatın içinde Amerikalı askerleri görür, Alsancak’ta da onlarla sık sık karşılaşırdım. Çocuk aklımla sürekli aynı soruyu soruyordum: Bu insanlar neden bizim şehrimizdeydi?
Evimize her gün birkaç gazete girerdi. Annemle babam bana çok küçük yaşlarda okumayı öğretmişti. Gazetelerde karşıma çıkan “NATO”, ülkeler ve dünya haberleri, her gün gördüğüm bu insanlarla zihnimde birleşmeye başlamıştı.
Okula başladığımda ailem bana büyük, mavi bir dünya küresi aldı. Saatlerce karşısında durur, ülkeleri inceler, gazetelerde adını okuduğum yerleri kürenin üzerinde bulmaya çalışırdım. Gördüğüm askerlerle o ülkeler arasında kendi çocuk dünyamda bağlantılar kuruyordum.
O günlerde cevaplarını bilmiyordum. Ama bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki tarih, memleket, millet ve uluslararası ilişkilere duyduğum ilginin ilk tohumları o yıllarda atılmıştı.
Aradan uzun yıllar geçti.
Türkiye, savaşların içine çekilmek istenen değil, savaşlardan uzak tutulması gereken bir ülkedir. Coğrafi konumu, tarihsel birikimi ve jeopolitik ağırlığıyla yalnızca bölgesinin değil, dünyanın en önemli köprülerinden biridir.
Türkiye açısından son derece stratejik bir dönemin içindeyiz. Yıllardır uygun zamanı bekleyen dış aktörler, ortaya çıkan her krizi kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirmek isteyecektir. Ancak Türkiye bu kritik dönemi sağduyu ve stratejik akılla aşabilirse, uluslararası sistemde çok daha güçlü bir konuma yükselebilir.
Yakın coğrafyamızda tüm dünyanın dikkatle izlediği Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken, Türkiye’nin temel önceliği bölgesinde barışı korumaktır. Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nın hangi ağır şartlarda verildiği bu milletin hafızasında canlılığını korumaktadır. Bu nedenle Türkiye’yi kendi safına çekmek isteyen dış güçlerin girişimleri yeni değildir. Tarih boyunca benzer baskılarla karşılaşılmış, ancak Türkiye bu süreçleri aşmayı başarmıştır. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin yeniden uluslararası gündeme gelmesi de Türkiye’nin jeostratejik önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak; Türkiye’nin önünde zorlu ama bir o kadar da önemli bir dönem bulunmaktadır. Bu süreçte duygularla değil, akıl, tarih tecrübesi ve devlet geleneğiyle hareket etmek hayati önem taşımaktadır. Türkiye, savaşların tarafı değil; barışın, istikrarın ve diplomasinin güçlü bir temsilcisi olmalıdır. Çünkü bulunduğu coğrafya, yalnızca kendi geleceğini değil, bölgesel ve küresel dengeleri de doğrudan etkileyecek öneme sahiptir. Tarih, bu coğrafyada alınan kararların yalnız bugünü değil, gelecek nesilleri de şekillendirdiğini defalarca göstermiştir.
Yazar hakkında
Şafak SOL; tarih, siyaset, kamu yönetimi, kurumsal gelişim ve toplumsal dönüşüm alanlarında yazar, araştırmacı ve eğitimcidir.
1990’lı yıllardan günümüze sağlık hizmetleri, estetik ve güzellik sektörü, turizm, sağlık turizmi, mevzuat ve kurumsallaşma süreçleri üzerine bizzat yaptığı çalışmalarıyla tanınır. Ayrıca uluslararası siyaset bilimcidir. Tarih, siyaset, kamu yönetimi, NATO ve toplumsal dönüşüm alanlarında düşünce insanıdır.
Şafak SOL, yaklaşık otuz yılı aşkın meslek yaşamı boyunca çalışmalarını yalnızca mesleki faaliyetlerle sınırlamamış; Türkiye’nin geleceğine çözüm üretmeye adamıştır.
Şafak SOL 



